Bazen bir proje biter, duvara asarsınız ve “tamam oldu” dersiniz. Ama bazı gitarlar vardır ki, onların hikayesi bitmez, sadece bölüm değiştirir.
Bu yazıda sizlere, sitenin ilk göz ağrılarından biri olan “Model Hydrogen” (Superstrat) projesinin nasıl kabuk değiştirdiğini, bir müzik aleti olmaktan çıkıp nasıl bir sanat eserine dönüştüğünü anlatacağım. Bu, sadece bir lüthierlik hikayesi değil; aynı zamanda sabrın, dostluğun ve ceviz ağacının o muazzam potansiyelinin hikayesidir.
Hazırsanız, atölyenin tozlu raflarından sanatın derinliklerine iniyoruz.
Bölüm 1: Başlangıç Noktası (Eski Dost “Hydrogen”)
Hatırlayanlar olacaktır; “Model Hydrogen” benim ilk ciddi Superstrat denememdi. Amacım, sert tonlara cevap verecek, rahat klavyeli, modern bir metal gitarı yapmaktı. Gövde için Ceviz (Walnut) ağacını seçmiştim. Ceviz, hem ton karakteri olarak tok ve net cevaplar veren hem de görsel olarak harika desenlere sahip bir ağaçtır.
Gitar ilk haliyle gayet işlevseldi. Ancak zamanla o dümdüz, pürüzsüz gövde bana “Benim potansiyelim bu kadar değil, daha fazlasını gösterebilirim” demeye başladı.

Bölüm 2: Sanatçı Dokunuşu (Ramazan Aydin ve Ahşabın Yüreğindeki Müziğe Yolculuk)
İşte hikayenin kırılma noktası burası. Gitarın gövdesindeki o potansiyeli ortaya çıkarmak için lüthierlik yetmezdi, “sanatçılık” gerekiyordu.
Bu noktada devreye can dostum, ellerinde ahşabın hamur gibi şekillendiği sanatçı Ramazan Aydin girdi. Bu projemiz ikimiz için de baştan sonra yeni bir deneyim ve macera olacaktı. İkimiz de heyecanla neler yapabileceğimizi konuşmaya başladık. Önceleri istediğimiz sıfırdan bir gitar canlandırmak ve bunu ortak bir şekilde yapmaktı. Gövde benim, işlemeler Ramazan’ın olacaktı. Fakat elimde kendi potansiyelini var edememiş bir gitar olduğu için aslında hem benim için, hem Ramazan için hem de Hydrogen için bulunmaz bir fırsat olacaktı. Ve oldu da.
Önce desen seçme sürecine girdik. Anka kuşu benim için çok derin anlamlar içeren bir figür olduğu için bu figür üzerine ilerleme kararı aldık. Ben sadece kabataslak olarak ne istediğimi belirttim. Devamında Ramazan sihrini konuşturdu. Ve ortaya bu sonuç çıktı.

Ramazan, CNC makinelerinin soğukluğuyla değil, tamamen geleneksel yöntemlerle; ıskarpelalarla, bıçaklarla ve inanılmaz bir sabırla ceviz ağacına yeni bir boyut kazandırdı. O sert ceviz ağacının milim milim oyulmasını izlemek büyüleyiciydi.
VİDEO PİŞİYOR, SICAK SICAK GELECEK
Bu süreçte gitarın bütünlüğünü bozmamak için ne kadar derine inileceği, desenlerin gövdenin ergonomisine nasıl oturacağı gibi pek çok teknik detayı da konuştuk. Sonuç, beklediğimizden de öteydi.
Bölüm 3: Vernik Aşaması ve Cevizin Uyanışı
Oymalar bittiğinde elimizde ham, işlenmiş bir heykel vardı. Ancak ceviz ağacının gerçek büyüsü, üzerine ilk kat vernik atıldığında ortaya çıkar.
Bu kadar emeğin verildiği oymalarda hata yapma lüksümüz yoktu. Oymaların derinliklerini doldurmayacak, detayları boğmayacak ama aynı zamanda ceviz ağacının o “chatoyancy” dediğimiz üç boyutlu, yanar-döner haresini ortaya çıkaracak bir vernik uygulaması gerekiyordu.
İlk katı attığımız o anı asla unutamam. Mat ve solgun duran oymalar, verniği yediği anda bir anda canlandı, derinlik kazandı ve adeta “ben buradayım” diye bağırmaya başladı.


Bölüm 4: Nihai Montaj ve Ses Testi
Gövde artık bir ağaç parçası değil, bir enstrüman olmaya hazırdı. Sap montajı, köprü ayarı ve elektroniklerin (manyetiklerin) oymalı gövdeye yerleştirilmesi aşamasına geçtim.

Böyle radikal bir gövde değişikliği (ağacın kütlesinin azalması) tonda nasıl bir fark yaratacaktı? Hepimizin merak ettiği soru buydu.
Tüm parçalar birleşti, teller takıldı, ilk akort yapıldı ve amfiyi açtık…
BU VİDEO DA PİŞME AŞAMASINDA
Sonuç? Ceviz ağacının o hırçın ama net karakteri yerli yerinde duruyordu. Hatta oymaların yarattığı yüzey alanı değişimi, gitara sanki daha akustik, daha “hava alan” bir rezonans katmıştı. Hem görsel olarak sahnede “ben buradayım” diyen, hem de tonuyla bunu destekleyen bir canavar ortaya çıktı.
BU DA…..
Son Söz
Bu proje, Gitar Projeleri sitesinin vizyonunun bir özetidir: Kısıtlı imkanlarla yola çıkıp, doğru dostluklar ve emekle dünya standartlarında, tamamen size özel bir enstrümana sahip olabilirsiniz.
Bu sanat eserini ortaya çıkaran ellerin sahibi Ramazan Aydin‘a buradan bir kez daha teşekkür ediyorum.
Sizce nasıl olmuş? Yorumlarınızı bekliyoruz!

Yorum bırakın